Kariyerimizi Yaşarken Göremediklerimiz

Üniversiteden mezun olduğumda kendimle ilgili bildiğim iki şey vardı:

Danışman olmak istiyordum. Neyin danışmanı olacağımı bilmiyordum ama bir alanda deneyim kazanıp, o deneyimi başkalarına değer yaratmak için kullanma fikri beni çok çekiyordu.

Bir de o yıllarda yeni yeni gelişen e-ticaret dünyasına büyük ilgi duyuyordum.

Kariyerime e-ticaret sektöründe başladım.

Kısa süre sonra işin pazarlama tarafını sevdiğimi, satış tarafını ise hiç sevmediğimi fark ettim. Ardından bir arkadaşımın yönlendirmesiyle İnsan Kaynakları ile tanıştım.

O zaman bilmiyordum ama bugün geriye baktığımda bu geçişlerin her birinde aynı örüntünün izlerini görebiliyorum.

İnsanları anlamak, onları dinlemek, neyi iyi yaptıklarını ve nerede zorlandıklarını görmek, gelişimlerinin önündeki engelleri fark etmek ilgimi çekiyordu.

İnsan Kaynaklarından danışmanlığa geçtim. İşe alım ve yetenek yönetimi alanında çalışmaya başladım.

Yeni mezunlardan genel müdürlere kadar çok farklı seviyelerde profesyonellerle mülakatlar yaptım. Şirketler için gelişim merkezi uygulamaları tasarladım ve uyguladım.

Bu yıllar bana insanların kariyerleriyle ilgili çok ilginç bir şeyi gösterdi:

Kendimizle ilgili bildiklerimiz ile dışarıdan görünen her zaman aynı değil.

Bir insan kendisini belirli bir konuda çok güçlü görebiliyor ama davranışları çevresinde bambaşka bir etki yaratabiliyor.

Ya da tam tersi.

Kendisinde sıradan gördüğü bir özellik, başkalarının gözünde onu farklılaştıran en güçlü taraflarından biri olabiliyor.

Assessment ve development center çalışmalarında bunun pek çok örneğini gördüm.

Sonra koçlukla tanıştım.

Benim için önemli bir dönüm noktasıydı. Çünkü değerlendirme çalışmalarında insanların davranışlarını gözlemliyor ve onlara bir ayna tutuyordum. Koçlukta ise başka bir şey oluyordu: İnsan, o aynada gördüğüyle ne yapacağına kendisi karar veriyordu.

Zaman içinde çalışma alanım işe alımdan yetenek yönetimine, değerlendirmeden liderlik gelişimine, oradan executive coaching'e doğru ilerledi.

Bugün geriye baktığımda bunları birbirinden bağımsız kariyer değişiklikleri olarak görmüyorum.

Hepsinin altında aynı soru var:

İnsan kendisini ne kadar doğru görebilir?

Bu soru bugün yaptığım işin de merkezinde.

Assessment çalışmaları, 360 derece geri bildirimler, liderlik değerlendirmeleri bize veri sağlıyor. Bazen kişinin kendisiyle ilgili varsayımlarını doğruluyor, bazen de hiç beklemediği bir şeyi görünür hale getiriyor.

Ama görmek tek başına yeterli değil.

Geri bildirimin gelişime dönüşebilmesi için insanın o bilgi üzerinde düşünmesi, anlamlandırması ve davranışlarıyla ilişkilendirmesi gerekiyor.

Koçluğun benim için en değerli olduğu yerlerden biri de burası.

Ölçüm gerçeğin bir bölümünü görünür hale getiriyor.

Geri bildirim aynayı tutuyor.

Koçluk ise kişinin gördüğü şeyle ne yapacağını keşfetmesine alan açıyor.

Belki de bu nedenle bugün yaptığım farklı işler bana hiçbir zaman gerçekten “farklı işler” gibi gelmiyor.

Hepsi aynı amaca hizmet ediyor:

İnsanların kendileri hakkında henüz göremedikleri bir şeyi görmelerine ve gördüklerini gelişime dönüştürmelerine yardımcı olmak.

Kendi kariyerime baktığımda da benzer bir şey görüyorum.

Mezun olduğum gün bugünkü işimi tarif edemezdim. Assessment, liderlik gelişimi ve koçluğun bir gün benim için aynı profesyonel hikâyenin parçaları olacağını da bilmiyordum. Zaten böyle bir iş alanını bilen insan kaynakları profesyoneli sayısı bile bir elin parmaklarıydı.

Ama örüntü oradaydı.

Ben sadece henüz göremiyordum.

Sanırım kariyerlerle ilgili en ilginç şeylerden biri bu.

Kariyerimizi ileriye doğru yaşarken kararları, tesadüfleri, fırsatları ve bazen hayal kırıklıklarını görüyoruz.

Örüntüyü ise çoğu zaman ancak geriye baktığımızda fark ediyoruz.

Belki de kariyerimizi anlamak için zaman zaman sormamız gereken soru “Bir sonraki adımım ne olmalı?” değildir.

Daha iyi bir soru şudur:

Bugüne kadar attığım adımlar bana kendim hakkında ne söylüyor?

F. Filiz Gündoğdu, PCC

Previous
Previous

Ekibi Tükenmeye Taşıyan Liderlik: Alan Açarken Yalnız Bırakmak

Next
Next

Liderler Gerçeği Neden Geç Duyar?